Bir Türküdür GESİ Bağları (Mehmet İMREN)


I. İDARİ YAPI:

Gesi, Kayseri’nin 18 km. doğusunda yer alır. Kayseri-Sivas devlet karayolunun 8.km’sinden sağa ayrılan güzergâh izlenerek ulaşılır. Yerleşim yerine 1 km. kala Derindere kanyonuna gelindiğinde Orta Anadolu’ya özgü çıplak step görünümü, yerini benzersiz bir doğa ve tarih güzelliğine bırakır.
Güney, Kuzey ve Bahçeli (Efkere) olmak üzere üç eski mahalleden oluşan Gesi yerleşmesi, Derindere’ nin ötesinde kalan coğrafi ve ekolojik yapısına aykırı düzlüklerde 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren inşa edilen çok katlı toplu konutların oluşturduğu Fatih ve Cumhuriyet Mahallelerinin eklenmesiyle geniş bir alana yayılır. Onbinlerce nüfusun yerleştiği bu yeni mahallelerin dışında kalan eski yerleşim alanı içinde Gesi’ nin nüfusu, Cumhuriyet tarihi boyunca 2000 civarındadır.

I.Dünya Savaşı yıllarında yaşanan gayrimüslim ayaklanmasının yarattığı karmaşa ortamında ilk olarak Bahçeli (Efkere) Mahallesinde kurulan Jandarma Teşkilatı, 1926’ da Kuzey Mahalledeki binasına nakledilir ve Gesi, “nahiye” statüsü kazanır. Bu yıllarda, Mulla Ahmet oğlu Fuat Efendi ilk Belediye Başkanıdır. Kapatıldıktan sonra ikinci defa 1935’ te yeniden kurulan belediyenin başkanlığını Emin Erkan yürütür. Bu dönemin ardından yeniden lağvedilen Belediye, 16.06.1965 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararla “Bağyurdu” adıyla yeniden kurulur.1970’li yılların başında beldenin adı “Gezi” olarak değiştirilir, 1991 yılında yeniden “Gesi” adına dönülür. 1980 müdahalesine kadar Mehmet Güraslan ve Mustafa Demirkan belediye başkanlığı yaparlar. 1984 yerel seçimlerine kadar Belediye Başkanlığını Derviş Kalem yürütür. 1984-1989 döneminde Ömer Özgün, 1989-1992 döneminde Mustafa Demirkan, 1992-1999 döneminde Ömer Sağıroğlu, 1999-2009 döneminde Sami Eker belediye başkanlarıdır. 2009 yılında yürürlüğe giren yasal düzenlemeyle Gesi belde niteliğini kaybederek, mahalleleri ve köyleriyle birlikte “büyükşehir hinterlandı” kapsamında metropol ilçe Melikgazi’ ye bağlı mahalleye dönüştürülür. 2009 yılı itibariyle mahalleye dönüştürülen Gürpınar, Güzelköy, Kayabağ, Küçük Bürüngüz, Subaşı, Turan, Özlüce, Bağpınar, Yeşilyurt ile Mimar Sinan’ın doğum yeri olan Ağırnas Beldesi, geçmişte Gesi Nahiyesine bağlı köylerdir.

II. TARİHSEL DURUM:

Gesi’ nin korunaklı topografik yapısı ve bütün akarsu vadisini kuşatan doğal yaşam ortamı, buranın çok eski zamanlardan beri kesintisiz bir yerleşim alanı olmasını sağlamıştır. Bu durum, kültür mirasında açıkça görülmektedir. Gesi ve çevresinin tarihi, Milattan Önce 8000–6000 yılları arasında yaşanmış olan “Cilalı Taş” ya da “Yeni Taş Çağı” olarak adlandırılan Neolitik döneme kadar iner. MÖ 3000 yıllarından Roma Dönemi’ ne kadar sürekli bir yerleşim birimi olan ve Orta Anadolu’ nun en büyük höyüklerinden birinin bulunduğu Kültepe’ ye bağlı 13 yerleşimden birinin de Gesi olduğu değerlendirilmektedir. MÖ 2000’ lerde Anadolu ile Asur ticaret kolonileri arasında yaşanan yoğun bir ticarî alış-veriş döneminden sonra Hitit, Frig ve Pers egemenlikleri, ardından Roma dönemi yaşanmıştır. Yörede rastlanan çanak çömlek türü kalıntılar, MÖ 1000 yılından itibaren Anadolu’ da egemenlik sağlayan Frigya Uygarlığının izlerini taşımaktadır. MÖ 6.yüzyılda İran merkezli Pers İmparatorluğunun MÖ.545’te Batı Anadolu’ daki Lydia Krallığını yıkarak tüm Anadolu’ da hakim olmasıyla birlikte bölge, Pers egemenliğine girmiştir. Bundan sonra MÖ 330–30 arasındaki Helenistik dönemin ardından MÖ.280’de Kapadokya Krallığı kurulmuştur. MÖ 66 yılına gelindiğinde Kapadokya Krallığının Roma’ ya bağlanmasıyla Roma İmparatorluğunun egemenliği başlamıştır. Roma döneminin ardından Kayseri ve yöresi, Bizanslılarla Sasaniler arasında el değiştirmiş, Milattan Sonra 642’ de Sasani hakimiyeti Halife Ömer tarafından sona erdirilmiştir.Bu yüzyılda Arapların hakimiyeti görülmüştür.Arapların kalıcı olamadığı bu dönem sonrası devam eden Bizans hakimiyetine, 1071 Malazgirt Zaferiyle Türkler son vermiştir.1097 yılındaki I.Haçlı Seferleri sırasında bir süre yeniden haçlıların eline geçen bölge, daha sonra Danişmendoğlu topraklarına katılmış, bir süre sonra yeniden Selçukluların egemenliğine girmiştir.1243’ te Kösedağ Savaşı ile Anadolu Selçuklu Devleti ortadan kalktıktan sonra Anadolu ‘da başlayan Moğol(İlhanlı) egemenliği süresince Kayseri ve yöresi Moğolların atadığı valilerce yönetilmiştir.
1343 yılında Anadolu’ da üstünlük sağlayan Eretna Bey, Beyliğin merkezini Sivas’ tan Kayseri’ ye taşımış, ölümünden sonra (1352) ise oğulları ve torunlarının yönettiği beyliğe 1381’ de Kadı Burhanettin son vermiş, onun ölümünden sonra 1398 yılında Kayseri bölgesi Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezit tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.Yıldırım Bayezit 1402’ de Timur’ a yenilince Fetret Devri’ nde (1402-1413) bölge, Karamanlılarla Dulkadiroğulları arasında el değiştirmiş, Memlûk ve Safevî saldırılarına uğramıştır.Yavuz Sultan Selim’ in 1515’ te Çaldıran Seferi dönüşünde Dulkadiroğullarının yöredeki üstünlüğüne son vermesiyle bu topraklar kesin Osmanlı egemenliğine girmiştir.Osmanlı Eyalet Sistemi içinde Ankara’ ya bağlı bir sancak olan Kayseri, Cumhuriyet döneminde 1942 yılında vilayet olmuştur.
Gesi’nin bugünkü yerleşik nüfusunu oluşturan müslüman topluluğun ataları, 1402 Ankara Savaşı’ nın yarattığı tehlike ve tehdit ortamında Hacı Hıdır, Hacı İlyas ve Hacı Haydar kardeşlerin öncülüğünde Gesi’ nin 10 km. kadar kuzeyinde bulunan “Balıklı” bölgesinden gelmişlerdir. Gesi’ nin korunmaya elverişli yapısı bu durumda etkili olmuştur.

III. MİMARİ VE DOĞAL DOKU:

Gesi, akarsu aşındırması ile oluşan derin vadilerin yamaçlarında doğayla benzersiz bir uyum içinde konumlanmış tarihi bir yerleşmedir. Çoğunlukla meyve bahçeleri ile kaplı geniş bir yeşil alanla örtülü Gesi, son derece zengin doğal, kültürel, tarihsel ve arkeolojik değerleriyle adeta bir açık hava müzesi görünümündedir. Mimari doku, son derece özgün bir nitelik taşımaktadır. Gesi’nin üç eski mahallesi olan Güney, Kuzey ve Bahçeli, mimari özellikleri ve doğayla ilişkisi açısından homojen bir yapıya sahiptir. Evler, genellikle yörede “sağır cephe” olarak adlandırılan yüksek duvarlı, iç bahçeli, doğadan eşdeğer yararlanan, çevreye saygılı konumlanmış, bölgeye özgü yapı taşından inşa edilmiş soylu bir benzerlik ve bütünlük içindedir. Yörede yaygın olan taş işçiliği rölyef ve bezemelerle zenginleştirilmiştir. Evler genellikle iki-üç odalı ve bir-iki katlı olup üst katları cumbalı, çatıları düz, ahşap kirişli ve toprak örtülüdür. Kapı ve pencerelerde düz lento yanında kemer uygulamaları da yaygındır. Bunun yanında bazıları 150–200 yıllık olan, bölgeye özgü taş işleme sanatının başyapıtları olarak sokakları süsleyen çeşmeler ve aynı sanatsal duyarlılığın ürünleri olan mezar taşları, zamanda ve mekânda sürekliliğin ritmini yansıtırlar.
Orta Anadolu’ya özgü karasal iklim koşullarında bulunan Gesi’de yazlar sıcak-kurak, kışlar soğuk ve karlı geçer, ilkbahar ve sonbahar mevsimleri yağmurludur. Gesi’nin coğrafi yapısı ve gelişkin bitki örtüsü, her türlü olumsuz hava koşullarına karşı insanları adeta bir ana şefkatiyle korur.
Gesi’ye yaşam veren derelerin ayırdığı yamaçlarda bulunan bahçelerin zengin bitki örtüsü dikkat çekicidir. Türler arasında hakim unsur olarak göze çarpan ve bir çoğu anıt karakteri taşıyan görkemli ceviz ağaçları, yüzlerce yılın sessiz tanıklarıdır. Kayısı, elma, armut, ayva, erik, dut, vişne, kiraz, üzüm gibi meyve türlerinin yanı sıra kuşburnu, böğürtlen, alıç, iğde gibi türler de yaygın olarak yetişir. Denizden yüksekliği 1250 m. olan bir bölgede fındık yetişiyor olması da Gesi’nin bir başka zenginliğidir.
Adı, Gül ve Ebru sözcüklerinin birleşmesinden oluşan ve yörede “Gilabulu” olarak ifade edilen kartopu bitkisi de birçok yerde tanınmayan, fakat Gesi ve yakın çevresinde özellikle su kenarlarında yoğun olarak yetiştirilen bir türdür. Kartopu bitkisinin nar suyu rengindeki şırasının tüketimi yörede yaygındır ve böbrek taşlarına karşı olumlu etkisi bilinmektedir. Sonbaharda toplanan kartopu (gülebru) salkımları yenilerek tüketilmek veya meyve suyu olarak içilmek üzere kış mevsimi boyunca su dolu büyük toprak küplerin içinde bekletilir.
Yörede yetişen önemli ve ilginç doğal bitki türlerinden biri de cehri’dir. El dokumacılığının yaygın olduğu dönemlerde halı ve kilim iplerinin boyanmasında kullanılan cehri, geçmişte özellikle Fransız tüccarlara satılan ticari bir ürün olmuştur. Gesi’de vadi yamaçları boyunca uzanan bağ ve bahçelerde sebze tarımı, çevredeki geniş düzlüklerde tahıl yetiştiriciliği yapılır.
Gesi’yi de içine alan Gürpınar(Salkuma)-Yeşilyurt(Mancusun) aksında yaşam bulan bitki ve hayvan çeşitliliği, yüzlerce yıldır akışını sürdüren Salkuma suyu ile bu suya karışan diğer irili ufaklı kaynak sularından beslenir. Gürpınar suyunun köyler arasında nöbetleşerek paylaşımını düzenleyen belge çerçevesinde yürütülen sulama geleneği, Osmanlı döneminden beri sürmektedir. Kılcal damarlar gibi bütün Gesi havzasını kuşatan ve en uzak noktalara kadar ulaşan sulama sistemi hayranlık uyandırıcıdır. Asırlar boyu temel su kaynağı olarak kullanılan Gürpınar suyunun yanında, 2005 yılında başkan Mustafa Ogün’ ün büyük gayretiyle kurulan Gesi Sulama Kooperatifi’ nin açtırdığı 120 lt/sn. kapasiteli iki kuyunun da devreye girmiş olmasıyla sulama olanakları genişlemiştir.
Gesi’nin ekonomik yaşamında hayvancılık da önemli bir yer tutar. Hemen her evde inek ve manda gibi büyükbaş hayvan yetiştirildiği dönem çok uzak değildir. Geçmişte daha çok aile gereksinimi ölçeğinde yapılan tarım ve hayvancılıkta 1990’lı yılların başından itibaren belirgin bir düşüş söz konusudur.
Gesi’nin eşsiz peyzajını tamamlayan ögelerden biri de güvercinliklerdir. Bahçeli-Kayabağ-Nize aksında ve Gesi vadisinin Yukarıdere ile Güney Mahalle çevresinde 500’e yakın güvercinlik bulunur. Bu kuş evlerinden elde edilen çok değerli gübre, geçmişte yöredeki tarımsal üretimin temel girdisini oluşturmuştur. Güvercinlikler, birer bacayı andıran kare ve dairesel planlı “burç” adı verilen mimarisiyle, vadiye benzersiz bir görünüm kazandırmaktadır. Bu kaya oyma mekânlar, yöre insanının doğayla kurduğu sağlıklı ilişkiyi çarpıcı biçimde yansıtırlar.
Gesi’nin gelişkin bitki örtüsü, birçok yabani hayvan türüne de barınak oluşturur. Nisan ayının başından temmuza uzanan bir dönemde her yıl Gesi Bağları bir bülbül senfonisine ev sahipliği yapar. Gesi Bağları türküsünü terennüm eden o dertli gelinin ana özlemiyle yanan yüreği, bülbül seslerinin ritmiyle çarpar ve şu dizeler dökülür dilinden: “Gesi Bağlarında bülbüller öter / Ateşim yanmadan anam dumanım tüter / Bana bir hâl olmuş ölümden beter / Örtün pencereyi anam esmesin yeller / Dertli olduğumu anam bilmesin eller …”
Refik İMREN’ in, “Bir ağaç denizi, bir kuş yuvası / Canlara can katar suyu, havası / Dört mevsim sızlar gönül yarası / Yemyeşil atlastan örtüsü vardır… “ dizeleriyle betimlediği bu eşsiz yeryüzü cenneti, bülbül dışında çok sayıda kuş türünün de aşiyanıdır. Yaz ikindilerinde çocukların neşeli oyunlarına çevik hareketleriyle eşlik eden kırlangıçlar, ürkek serçeler, kurnaz sarıasmalar, narin ve kırılgan elmacı kuşları ve kızlarcılar; duvar deliklerini mesken tutan kömürcüler, telaşlı ve şamatacı çalıcılar, dere boylarında karatavuklar, cepre cepre sığırcıklar, yüksek düzlükleri seven doduklar, dağ serçeleri; tenha bahçelerde üveyikler, cubballar, ulu cevizlerden seslenen bilge baykuşlar, hazan mevsiminde Gesi’ yi yükseklerden selâmlayıp güneye süzülen angıtlar, yazın müjdecisi ibibikler bir büyük orkestranın parçalarıdır. Avcıların gözdesi kurt, tilki. sansar, gelincik, tavşan yanında yılan, kaplumbağa, kirpi, porsuk, geleni gibi türler de Gesi’ nin yaban hayatını oluşturan unsurlardır.

IV. EĞİTİM ÖĞRETİM:

Doğal, tarihsel, mimarî ve arkeolojik değerleriyle ve türküsüyle yurt genelinde haklı bir üne sahip Gesi’nin sosyal ve kültürel yapısını biçimlendiren eğitimli insan gücü de dikkat çekicidir. Okur-yazarlık oranı %100’ e çok yakındır. Osmanlı dönemindeki adıyla “iptidai” olan ilkokul, 1908’ den günümüze yüz yıllık bir dönemi geride bırakmıştır. Cumhuriyet öncesi dönemde Gesi’ de medrese eğitimi yapıldığı da bilinmektedir.”Delimuallim” adıyla anılan Mehmet Tuncer ve Mithat Aytekin Cumhuriyet öncesinde yetişen öğretmenlerdir. Cumhuriyet döneminde öğretmen yetiştirmek üzere kurulan ilk kurum, “Köy Muallim Mektepleri”dir.1926’ da öğretime başlayan bu okullardan biri 1933 yılında kapanan Denizli Köy Muallim Mektebi, diğeri ise 1932 yılında kapanan 3 yıl süreli eğitim veren “Kayseri Zincidere Köy Muallim Mektebi”dir. Zincidere Köy Muallim Mektebi’ni “Gesi İlk Mektebi” mezunu 7 öğrenci bitirmiştir. Bunlar, Gesi’nin yetiştirdiği ilk kuşak öğretmenlerdir.1912(1328) doğumlu Duran oğlu Mehmet Fidan, 1913(1329) doğumlu Mustafa oğlu Bekir ? , 1913(1329) doğumlu Mustafa oğlu Mehmet Ulu, 1913(1329) doğumlu Mehmet oğlu M.Kazım Tokcan, 1913(1329) doğumlu Ahmet oğlu M.Derviş ? , 1916(1332) Darsıyak doğumlu Ahmet oğlu Ahmet Eren ile 1911(1327) doğumlu Mulla’ nın Ali Ağa oğlu Mehmet Özalp’tir. Yine aynı okulu Bürüngüz Köyünden 1915(1331) doğumlu Hacı oğlu Rıza, ile 1913(1329) doğumlu Hakkı oğlu Mazhar da bitirerek öğretmen olmuşlardır.

Mehmet İMREN

Eğitimci-Araştırmacı

 

Son Haberler

Vakfımız İletişim Bilgileri

Adres :Talatpaşa Bulvarı
            Erzurum Sokak  No:6/A.
           Posta.kodu:06230 
           Hamamönü /ANKARA
Tel   : 0 312 324 10 65
web : gesivakfi.org 

Vakfımız Hesap Bilgileri

 
TC Ziraat Bankası
Hamamönü Şubesi
Şube Kodu : 706
Hesap No   : 3429780-5002
IBAN :TR34 0001 0007 0603 4297 8050 02
 
Posta Çeki
Hesap No: 8721222
Gesi Kalkındırma ve Yardımlaşma Vakfı