Gesi Evleri Kitabı Üzerine (Hüseyin CÖMERT)

 

gesi evleri Vacit İmamoğlu tarafından hazırlanan, Gesi Evleri isimli kitap 2010 yılının temmuz ayında “Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin Bir Kültür Hizmeti” olarak Ankara’da basılmıştır. Büyükşehir Belediyesi’nin yayınlarında bulunan yayın numarası bu eserde yoktur. Eser başlıca iki bölümden meydana gelmiş olup tamamı 439 sahifedir. Kitapta Gesi, Efkere, Darsiyak, Nize, Vekse, Ispıdın, Mancusun, Ağırnas ve Büyükbürüngüz köylerindeki “konut dokuları ve sokakları” na yer verilmiştir. Birinci bölümde Kayseri ve çevresi değerlendirilirken, Gesi ve çevresinin “dost ve sevecen” kültürünün nedeni olarak tarihi miras ve doğal güzellikler gösterilmiştir. Buradaki yerel kültürün zenginliğinden, mimarların, planlamacıların, antropologların, peyzajcıların, doğa ve kültür araştırmacılarının da ders alacağı düzeyde öğretici olduğu vurgulanmaktadır. Bununla birlikte, şimdiye kadar bölgede inceleme ve araştırma yapanlar da dahil: buradaki mimarinin ‘niçin’i üzerinde duran olmamış, hep ‘nasıl’ı anlatılmaya çalışılmış, Sayın yazar’da bu eserinde niçin sorusundan ziyade nasıl kısmına yer vermiştir. Hal böyle olunca yapılan çalışmalar “resminin altına” at yazmaktan öteye geçememiştir. Sormak gerekir niye bir başka bölge değil de Gesi bölgesi? Bu bölgenin bir özelliği var mı varsa bu özellikler nelerdir..? Bu tür mimari özelliği bulunan daha kaç yer gösterilebilinir? Bunların cevabını verebilirsek sanırım “niçin” kısmını da aydınlatmış oluruz.

Kayseri şehir merkezinin güneyinde Ali Dağının eteklerinde yer alan ve eski kayıtlara Cebel-i Ali Dağı Nahiyesi olarak geçen bölgedeki Talas, Zincidere, Akçakaya ve Endürlük köyleri ile yine İspile köyü yakınlarından başlayıp kuzey doğu yönünde ilerleyen Koramaz dağının eteklerinden inerek Kayseri Sivas yolunda son bulan ve birbirine paralel Koramaz, Gesi ve Derevenk Vadilerinin üzerinde ki: Germir, Tavlusun, Derevenk, Gesi, Mancusun, Efkere, Nize, Darsiyak, Balagesi, Vekse, Ispıdın, Dimitre/Turan, Ağırnas, Üskübü, Küçükbürüngüz, Büyükbürüngüz gibi köylerin teşkil ettiği bölgeye de Koramaz nahiyesi deniliyordu. Bu beldeleri iki bölgeye de ayırabiliriz. Zira idari yönden bucak merkezi konumunda olan ve uzun süre buraya bağlı olan Nize, Darsiyak, Efkere, Mancusun, Ispıdın, Vekse, Dimitre/Turan, Ağırnas, Üskübü, Küçükbürüngüz, Büyükbürüngüz köylerinin oluşturduğu guruba Gesi bölgesi denir. Elan, buraların halkına nereli oldukları sorulduğunda da hiç tereddüt etmeden Gesi’li olduklarını söylerler. İkinci bölge Tavlusun, Germir, Derevenk, Zincidere, Endürlük ve Akçakaya köylerinden teşekkül eden Talas bölgesidir.

Kayseri’nin Kapadokya’nın başkenti olduğu dönemde buranın asıl varlığını bu belirttiğimiz iki bölge temsil gesi ev1ediyordu. Bu durum asırlarca devam etmiş ve 19.yüzyılda bu iki bölge “Kayseri Kayserisi” diye tesmiye edilmiştir. 19. yüzyılda bu yerlerden, Akçakaya, Büyükbürüngüz, Ispıdın gibi köylerin nüfusunun tamamını Müslümanlar; Derevenk ve Balagesi gibi köylerin nüfusunun tamamını da Ermeniler teşkil ederdi. Talas, Tavlusun, Darsiyak, Gesi ve Germir de Müslüman, Ermeni ve Rum nüfus karışık halde bulunuyordu. Mancusun, Nize ve Efkere’de Müslüman ve Ermeniler; Vekse, Ağırnas ve Üskübü’de Müslüman ve Rumlar bir arada yaşamışlardı. Bu belirttiğimiz bölgelerinin halkı sanat öğrenmek ve çalışmak için gittikleri ve uzun yıllar kaldıkları, İmparatorluğun ve Türk medeniyetinin başkenti olan İstanbul’un kültürünü özümseyerek beldelerine naklederken, 1834 yılından itibaren kurdukları dernekler ve vakıflar marifetiyle köy halkından ve İstanbul’da bulunan hemşerilerinden topladıkları paralarla beldelerinin sokak ve caddelerini yine İstanbul’dan getirdikleri ustalara “Arnavut kaldırımı” döşettikleri gibi, köprü, hamam, okul, cami, kilise, çeşme vs. de yaptırmışlardır. Yine bu yörenin İstanbul’da çalışan varlıklı insanları, orada yaptıkları yalı ve köşklerin benzerlerini, kesme yonu taşından kendi beldelerinde de yapmış ve yaptırmışlar, bunun içindir ki buraları adeta İstanbul’un uzak bir semtine dönüştürmüşlerdi.

Zira Talas, Tavlusun, Büyükbürüngüz, Vekse, Gesi’deki ev ve konakların bulunduğu sokak ve cadde düzeni, İstanbul Boğaziçi ve Haliç’teki gibi yalı ve köşklerin bulunduğu düzene uygun şekilde yapıldığından insana İstanbul’u ve Talas’ta; Aşağı Talas’ı Yukarı Talas’a bağlayan “Kordon Boyu” diye tesmiye edilen caddenin İzmir’i hatırlatması da bundandır. Bölge halkı mimaride İstanbul’u örnek aldığından Germir, Tavlusun, Talas ve Efkere ve Zincidere gibi yerlerin zenginleri konaklarının planını İtalyan mimarlara yaptırmışlardı. Bu husus bir itibar konusu olmuştur. Zira Efkere’de Demircilik Mahallesindeki ayakta kalabilen bazı apartman tipli iki katlı binalar bu durumu doğrular niteliktedir. (Bak Resim:)

Tanzimat döneminden sonra, bölgede mimari yapılaşma hızlanmış ve evlerin fiyatı 500 kuruştan başlayarak 70.000 kuruşa kadar yükselmişti. 19. yüzyıl son çeyreğine ait arazi ve bina envanteri üzerinde yaptığımız İncelemelerde yukarıda belirttiğimiz iki bölgedeki evlerin ekseriyetle fiyatı 5000 kuruşun altındadır. Bu köylerdeki ev sayısı ve 5000 kuruştan daha yukarı değerdeki evlerin durumu ise şöyledir: Büyükbürüngüz’de bulunan 253 adet evin % 46’sının; Efkere’de bulunan 381 adet evin %23’nün, Gesi’de bulunan 260 adet evin %18’nin; Darsiyak’ta bulunan 225 adet evin %7’sinin; Nize’de bulunan 194 adet evin % 6’sının; Mancusun’da bulunan 351 adet evin %16’sının; Ağırnas’ta bulunan 298 adet evin %4’ünün, Vekse’de bulunan 64 adet evin %16’sının, Ispıdın’da bulunan 99 evin %5‘nin fiyatı 5.000 kuruş ve daha yukarı değere sahiptir. Bu oran Talas’ta %20, Germir’de %32, Zincidere’de %38, Kayseri merkezde %15 dır. Bir kuruşun alım gücü olarak bugün ki karşılığı 40 TL olduğu dikkate alındığında; 5.000 kuruş ve üstü değere haiz evlerin mimari yönden dikkati çekecek durumda ve maliklerinin de ekonomik olarak varlıklı kişiler olduklarını belirtebiliriz.

gesi ev2 1872-1875 yılları arasında yapılan bina envanterinde: Germir, Zincidere, Talas, Darsiyak, Tavlusun gibi yerlerde fiyatı 20.000 kuruştan yukarı değere sahip 155 adet, aynı yıllarda Kayseri şehir merkezinde 163 adet ev ve konak bulunuyordu. Tavlusun’da giriş kapısı ayakta kalmış ve değeri 50.000 kuruş (2.000.000 TL) olan Alyanakoğlu konağının aşağıda ki resmi de sanırım bu değerlendirmemizi doğrulayacaktır. Böylece yukarıda yer verdiğimiz rakamlar ile bir mukayese yapıldığında, adı geçen bölgenin “Kayseri Kayserisi” diye tesmiye edilmesinin de ne kadar isabetli olduğu da anlaşılmış olacaktır.

Bu köyler; halkının geleneğinden gelen ve sosyal genlerine işlemiş olan yerleşik hayat düzenine uygun olarak şehir nizamı içerisinde düzenli bir yapılaşma sergilemiş olup, her birinde han ve hamam gibi konaklama ve temizlik ünitelerinin yanında; insanların ihtiyaçlarını temin ettikleri bakkal, mağaza gibi alışveriş yerleri, kullandıkları eşyanın imali bakım ve onarımı için demirci, marangoz, kalaycı, semerci.. Gibi iş yerleri de bulunmaktadır. İşte bunun örneği olarak 19.yüzyıl da Talas’ta 300 adet dükkân, mağaza, eczane, attar; Germirde 20 adet mağaza,65 adet dükkân, 15 adet bezirhane,13 adet ekmek fırını, 2 adet kesimhane, birçok konağın bahçesinde hamam ve büyük bir han; Efkere’de bulunan 42 adet dükkân, Han, Hamam vs, çeşitli kademedeki mektepler gelişmişliği ve yerleşik kültür düzenini bize gösteren unsurlardır.

Talas Bölgesinde olduğu gibi, Gesi bölgesinde de kültür hayatı oldukça zengindir. Zira 19. Yüzyılda Büyükbürüngüz’den insanlar İstanbul’da Sarayda Tirdar, Kâtip, Baş Mabeyin Kâtibi, Su Nazırı, Mektepler umumi nazırı, Bağdat Divan Efendisi, Kütahya- Sakız adası-Urfa-Kayseri gibi şehirlerin mutasarrıfı olarak gesi ev3görevlerde bulunurken Şaban Hami Bey gibi Divan sahibi ve Behçet Kemal Çağlar gibi şairler, Ağırnas’ta Mimarsinan ve 19. Yüzyılda Mecelleyi şerh eden ve büyük hukukçularından Müftü Mesud Efendi ve oğlu Rifat Efendi, Zurna virtüözü İsmail Ozan, siyasetçi-müteşebbis ve Milli Mücadeleyi maddi ve manevi olarak destekleyen Mustafa Ağırnaslı; Dimitre/Turan’dan İkinci Meşrutiyeti hazırlayan İttihat ve Terakki Fırkasının ileri gelenlerinden, Kayseri’de İlk Türkçe Erciyes Gazetesini çıkartan, Memleket Hastanesini tamamlayarak Kayseri’ye ilk yataklı sağlık kuruluşunu kazandıran Yunus Bekir ve onun Yeğeni Kayseri Basın tarihinin Yazarı hukukçu, Ali Rıza Önder; Gesi’den Müderris Abdurrahman Efendi, Müderris Osman Efendi, Müderris Mehmet Fikri Efendi (Deli Muallim), Şeyh İbrahim Efendi, Cevat Esen gibi muallim ve özel mektep açan maarif erbabı, Efkere’den: Muallim Sani Efendi(şair), Muallim Vehbi Efendi ve Hıristiyan ve Müslümanlardan çok sayıda hekim ve avukat yetişmiş. Efkere’de mahalle mekteplerinden başka Manastır bünyesinde bulunan kız ve erkek okulları ve iki yıllık yüksek okul, Gesi’de iki özel okul, bir medrese dört mahalle mektebi ve diğer köylerden Vekse’de biri Hıristiyanlara mahsus üç adet mektep, Ağırnas’ta iki mahalle mektebi, bir medrese ve bir Rüştiye, Dimitre’de bir mektep bir medrese ve diğer köylerin hepsinde de mektep bulunuyordu ve Cumhuriyet döneminde, eğitim ve öğretimin kalkınmasında buradan yetişen eğitimcilerin büyük rolü olmuştu.

Avrupalı, Seyyah William John Hamilton 1835 yılında geldiği Kayseri ve çevresine dair gezi gözlemlerini belirtirken “Germir’deki evlerin kesme taştan ve oldukça geniş olarak yapıldığını, sokakların düzgün kaldırım taşı döşeli olduğunu şaşırarak belirtmiş ve bunun nedenini de köyde yaşayan nüfusun çoğunluğunun Rumlarda olmasına bağlamıştır(O.Eravşar, Seyahatnamelerde Kayseri, s.113).

Hamilton’un: Germir’de ki, mimari yapılaşmayı orada yaşayan Rum nüfusa dayaması eğer doğru ise; yukarıda, nüfusunun tamamı Müslümanlardan teşekkül eden Akçakaya, Büyükbürüngüz, Ispıdın gibi yerlerin atık su kanallı, kaldırım döşeli, intizamlı sokak ve caddelerini, estetik değere haiz mimari yapılaşmasını ne ile açıklamak gerekir? Buradan hareketle bu bölgedeki mahalle, cadde, sokak, meydan düzeni korunarak planlı bir şekilde yapılan yerleşim hususundaki gelişmişliğin bir dine veya soya bağlanamayacağını bu örnek göstermektedir. Bu düzenli yapılaşmayı cadde ve sokak düzenini, mimari değeri yüksek ev ve konakları, hemen Kayseri’nin yanı başında yer alan eski Argıncık köyünde ve onun ilerisindeki ova köylerinde göremediğimiz gibi, Müslüman ve Rum ve Ermeni nüfusun bir arada yaşadığı Bünyan da; tamamı Ermeni olan Ekrek, Gigi gibi köy ve kasabalarda, ayrıca bu belirttiğimiz bölgede yer almalarına rağmen Kıranardı, Hisarcık ve İspile gibi köylerde de göremeyiz çünkü: Bir toplumun yaşama biçimi, eşyayı kullanış şekli yani kültürü, onun geleneklerinden kaynaklanır. Buradan hareketle şunu rahatlıkla belirtelim ki yerleşik hayata geçmiş toplumlarla; göçebe aşiret ve cemaatlerin gelenek ve kültürleri de farklıdır. Zira aşiretlerin sosyal genlerinde taşıdıkları eski alışkanlıklarını değiştirme ve yeni duruma intibak etme, yerleşik hayatın kural ve kaidelerini benimsemeleri öyle hemen kolay olmamakta; kuralları hiçe sayarak trafikte ata biner gibi araç kullanmamız, mevsimlik mekân değişikli (yazın bağa çıkma, kışın şehre inme) yapmak gibi alışkanlık haline gelmiş olan birçok davranış biçimimiz atlı göçebe kültürümüzden kaynaklanan örneklerdir.

Talas ve Gesi bölgelerindeki mimari yapılaşmayı belirleyici unsuru, kadim zamandan beri bu yerlerin geleneğinde mevcut olan yerleşik hayat düzeni ve onun getirdiği kültürde(tarihi miras) ta aramak gerekir. Bundan dolayı aşiretlerin iskan edildiği göçebe kültürünün hakim olduğu yerlerde, yapılaşma aşiret düzenine uygun şekilde dağınık olarak yapıldığından, buralarda sokak ve cadde düzenini göremeyiz. Buna dair örneklere geçmiş kayıtlarda “Kenarı Irmak Nahiyesi” olarak yer alan Kızılırmak çevresindeki konargöçerlerin iskân edildiği köy ve beldelerde rastladığımız gibi; her türlü imkâna sahip, “mimar” vasıflı insanların inşa ettikleri modern yerleşim alanlarında ve Kayseri merkezde: Gavremoğlu Mahallesinde, Eski Stadyum karşısında, Erciyes evler bölgesinde; ortasında elektrik direği, reklam panosu, otobüs durağı gibi şeylerin yer aldığı 50cm genişliğindeki kaldırımların bulunduğu Alpaslan Mahallesinde; tarihi eserleri gölgeleyen Hilton Otelinin bulunduğu Şehir Meydanında, Kağnı Pazarında... Hasılı şehrin birçok modern bölgelerinde (cihat-ganimet) geleneğinin izlerine şahit olmaktayız, yeter ki o izan ile baka bilelim. Zira Kayseri’nin geçmişi çok eskiye dayanmakla birlikte şunu da belirtmeliyiz ki, arşiv belgelerinde 19. yüzyıl başlarına kadar şehir merkezine 65 kadar aşiret ve bunlara bağlı cemaatlerin iskân edildikleri yer almaktadır. Halen birçok mahalle ve sokak da bu cemaatlerin adını taşımaktadır. İnsanların aşiret kültüründen kurtulmaları iyi bir eğitimle üç beş kuşak değişiminden sonra mümkün olabildiğindendir ki, yerleşik kültürü kuramıyor ve olanı da koruyamıyoruz. Aksi olsa idi; 1915 yılında önce Ermenilerin, sonra 1924 yılında Rumların (Anadolu Türkü) bölgeyi terk etmeleriyle birlikte, harekete geçen bir kısım insanlar, göçebe kültürünün gereği “yerleşik düzene saldırmak” olduğundan, her biri birer sanat harikası olan o görkemli konakların işlemeli tavan zarlarını, ahşap dolaplarını, kapılarını “kurt koyunun pahasını ne bilsin” sökerek yakar mı idi? Kiliseler ahıra çevrilir mi idi? Bir dünya kültür varlığı olması gereken Talas, Germir, Efkere, Mancusun, Tavlusun, Derevenk, Balagesi. Gibi köyler hem de mülki idarecilerin desteği ile yıkılarak yerlebir edilir mi idi? Kısa ömrümüz içerisinde İstasyon Caddesi üç sefer gömlek değiştirir mi idi?

Adı geçen eserde:

1- 13. Sahifede 1831-1900 yıllarında bölgenin demografik yapısı “Darsiyak’ın Rum köyü (C.Texsir), Vekse’nin de Ermeni köyü” olduğunu (P.D. Tcihatcheff) söylemiştir, kaynak: O. Eravşar. 1875 yılı nüfus sayımında Darsiyak 196 hane olup, 28 Ermeni,195 Rum, 289 Müslüman toplam 975 erkek nüfus tavlusunlubulunmaktadır. (K.Karpat-B.Bayraktar, İngiltere’nin Anadolu Konsolos Yardımcısı F.Bennet’in Raporu Ekim 1880, Belleten-c:56, sh.904). Görüldüğü gibi Darsiyak köyünün tamamen Rumlardan teşekkül etmediği çoğunluk Müslümanlarda olmak üzere ikinci derecede Rum ve en az da Ermeni nüfus bulunmaktadır. Vekse köyüne gelince: Bu köy Koramaz vadisi içerisinde bulunmaktadır. Vekse ile birlikte vadi içerisinde bulunan Ağırnas ve Üskübü köylerinde Müslüman ve Rumlar birlikte yaşamışlardır. Koramaz Vadisinde Ermeni Nüfus bulunmamaktadır. Yine bu vadi içerisinde yer alan Ispıdın köyünün 19. Yüzyılda (Kayseri Nüfus Müfredat Defteri 1831-1860-M.Keskin) nüfusunun tamamının Rum’lardan ibaret olduğu şeklinde belirtilmektedir. 1872 yılı vergi kayıtlarında ev sahipleri, Hıristiyan Müslüman birlikte mahalle ve sokak düzenine uygun şekilde kayıt edilmişlerdir. Bu kayıtlar incelendiğinde 1872 yılında Ispıdın’da Hıristiyan nüfus bulunmamaktadır (H.Cömert, Koramaz Vadisi, s.187). Yine Bennet’in raporunda da köyün 102 hane ve 255 erkek Müslüman nüfustan ibaret olduğu belirtilmektedir.

2-Gesi Evleri sh. 19 da köylerin nüfuslarının 1955 yılından itibaren 2000 yılına kadar artış kaydettiği başbakanlık “Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre tablo II. Gesi ve Yakınlarındaki köylerin nüfusu” kaynak gösterilerek belirtilmiştir. Resmi kaynaktır itibar edilecektir ama aynı tablo incelendiğinde 1960 yılında Gesi’nin nüfusu 1831 dır. 1965 yılında Efkere ile birleşerek belediye teşkilatı kurulmuş ve Gesi’nin nüfusu böylece aynı yılda 2026 yükselmiştir. 1985 yılında ise Gesi’nin nüfusu Efkere ile birlikte 1957 dır. Büyükbürüngüz 1990 yılında 787 iken 2000 yılında 1686 ya çıkmıştır. Bu bölgedeki Turan ve Büyük Bürüngüz gibi köylerde belediye teşkilatının kurulabilmesi için bu yerlerin nüfusunun en az 2000 olması gerektiğinden, dışarıda ikamet edenlerde köy gayreti güderek gelip burada sayıldıklarından buraların nüfus artmış görünmektedir.

3- Sh. 29 da 1834 yılı temettuat kayıtlarında Müslümanlara ait ev sayısının 767 adet, aile sayısının ise 1021 olduğu ve Müslüman ailelerin çoğunun evinde yaşadığı halde bir bölümünün “bu olanaktan yoksun olduğunu, ya kirada oturduğunu, ya da hiç olmazsa bir bölümünün oda yeri, tek oda veya mağaraları kullandığını göstermektedir” diye (254) ailenin nasıl barındıkları izah edilmeye çalışılmıştır. Temettuat kayıtları iyi incelenirse burada belirtilen kişilere ait “hane” ifadesinin yanında bulunan 1,1/2,1/3,1/4 gibi rakamlar, bir evin tamamının veya yarısının veya 1/3’ünün veya ¼’ünün o kişiye ait olduğunu göstermekte. Bir örnek ile açıklamak gerekirse “Hane no 130, İsmail Efendi Hane½, 145; Hane no:132, Kardeşi Ali Efendi, hane ½, 145 ) Görüldüğü gibi değeri 145 akçe olan evin yarısının İsmail Efendiye diğer yarısının da kardeşine ait olduğu ve bir evi iki ailenin kullandığı anlaşılmaktadır. Yazarın yukarıda belirttiği farkta buradan kaynaklanmaktadır. (İ.Demir K.T.D, cilt:2, sh.346).

Yine aynı bölümde Vekse köyünde 41 Müslüman aileye karşılık 104 evin bulunduğu belirtilmektedir. 1831 nüfus sayımında köyde 38, 1844 de 40 Müslüman ve 1834 yılı cizye kayıtlarında 22 Hıristiyan aile bulunurken, 1875 yılı vergi envanterinde (H.Cömert, Koramaz Vadisi, sh.154) köydeki Müslim-gayrimüslim ailelere ait ev sayısı da 64 olarak belirtilmekte, böylece köyde 104 adet evin bulunmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda ifade edildiği üzere, evi bulunmayan ailelerin bir bölümünün kirada oturdukları, diğerlerinin de gesi ev5“oda yeri, tek oda veya mağaraları kullandıkları” şeklindeki açıklamaya gelince: Temettuat kayıtları vergiye tabi taşınmazları gösterdiğinden “oda yeri” nin arsa olduğu insanların sığınacağı bir birim olmadığı anlaşılırken; oda olarak belirtilen yerler de; hanenin dışındaki müstakil çoğunlukla altı ahır üstü yatak odası olarak kullanılan iki katlı içerisinde banyo ve tuvaleti bulunan mekânlardır. Kayıtlarda birçok köyde bu gibi odalar mevcuttur. Oda, köye gelen yabancıların, yedirilip içirilip, ağırlandığı, hayvanlarının yemlendiği, konaklama mekânları-misafirhanelerdir. Hatta İncelediğimiz kayıtlarda bazı odaların ait olduğu ailenin evinden daha pahalı olduğuna şahit olmaktayız ki, bu da “oda” sahibi olmanın (sahib-i hanedan) bir itibar meselesi olduğu gibi misafire verilen değeri ortaya koymakta. Buralar köydeki evsiz insanların sığıntı yeri değildir (Koramaz Vadisi, sh.181). Yörede bulunan çok sayıdaki mağara da insanların mülkiyetine geçmiş ve buralar yiyeceklerin muhafazasında ve depo olarak kullanılmıştır. Bu vesileyle şunu da belirtelim ki, yöreden başka yerlere göç eden insanlar gecekondu bölgelerine asla itibar etmemişler ve sosyolojik olarak modern mahalleri tercih etmişlerdir .

4-Sh. 46 da sokak resminin altında: “067-068. Gesi Kuzey Mahallesi Karabeyli (eski Garabet) Sokak’tan görünüşler”; sh.174 Gesi’de ki Karabey’li Sokağı’nın daha önceki adı Garabet Sokaktır”. Resimde görülen sağdaki bina Rum kilisesidir. 1924 yılında Rumlar gittikten sonra burası uzun yıllar (1960 sonlarına kadar) postahane olarak kullanıldığından buraya (eski postahane) denilmektedir. ”Karabeyli” ismi; 16.yy kayıtlarında yer alan Kara Bey’den gelme olup, Kilisenin bulunduğu ve Ortodoksların oturduğu semtin adıdır. Eski Türkçede Bey kelimesi “Bek” şeklinde yazıldığından Kara Bey halk arasında “Kara Bek” ve yer adı olarak “Karabekli” olarak söylene gelmiş olup “Garabet” ile alakası yoktur. Son dönemde resmi makamlarca kilisenin de üzerinde bulunduğu sokağa , “Karabeyli Sokağı” adı verilmiş ve 1872 resmi kayıtlarında burası “Rum Kilisesi Sokağı” olarak yazılmıştır (H.Cömert, Gesi Vadisi, sh.76). Karabeyli semtinde Ortodoks Rumlar meskûn olup az sayıdaki Ermeni aile Kuzey Mahalle’de Güney Caddesi üzerinde mukimdirler. Ermenilere ait kilise; vadinin içerisinden akan çayın kenarında bulunuyordu, hal böyle iken yörede ilmi araştırmalarda bulunanlar tarafından bu bina(eski postahane) Ermeni Kilisesi olarak belirtmiş.( İTÜ Dergisi/a, Ş.Açıkgöz-Z. Ahunbay, 19.yy da Kayseri Kiliseleri için Koruma Önerileri, s.28; Güner Sağır, Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, Kayseri’de Osmanlı Dönemi’nde İnşa Edilmiş Bir Grup Ermeni Kilisesi, II. yıl 2005, sayı.5, s.36 ).

5-Sh. 174 (resim 382) “ Vekse’den bir kapı. Büyük olasılıkla gayrimüslim aileye ait” ait olduğu belirtilen ev: Kara Suva oğlu Hacı Paskal mülkü olup 12.000 kuruş değerindedir. Adı geçen evin üzerinde bulunduğu sokağa da “Nihal Bey Sokağı” denilmektedir.(Koramaz V. Sh.156)

Sh. 373 de “Hasan Gök Evi” olarak ele alınıp incelenen Efkere Demircilik caddesindeki evin ilk sahipleri “Keleş oğlu, Ağop ve Artin ve Simyon” biraderlerdir ve değeri de 11.000 kuruştur.(Gesi V. sh.267 )

6-Sh.97, “Vekse’de minaresi olan bir cami ile iki kilise bulunmaktadır. Köyün camisi ve kiliselerden biri büyüktür, ama diğer kilise ev ölçeğine yakın boyutlarda yapılmıştır. Küçük kilise, köyün batısında, alt kotlarda yer alır” denilmektedir.

Vekse’de iki adet kilise bulunduğu bunlardan birinin köyün doğusunda ve büyük kilise olduğu ve kilisenin Hıristiyanların köyden ayrılmasından sonra da ev olarak kullanıldığı; küçük kilisenin de köyün batısında bulunduğu ifade edilmektedir.

“Büyük kilise” ye ait kitaptaki resimler: “Vekse’nin doğu tarafında bulunan kilise” 202 nolu resim sh.98; “kilisenin cephesinde bulunan çörtenler” 203 ve 204 nolu resimler, sh98; “Vekse’de ki Büyük kilisenin çörtenlerinden biri” resim 556, sh.246.

202,203,204 ve 556 nolu resimlerde yer alan bina “Büyük Kilise” olarak belirtilirken; aynı binanın kuzey tarafından çekilmiş olan resminin altına da “Vekse’de bir ev” yazılmıştır resim 206, sh.99. Görüldüğü üzere aynı bina hem Kilise hem de ev olarak adlandırılmış bulunmaktadır.

“Büyük kilise” denilen binanın, kapısındaki taşta 1875 yazılıdır. Yine hemen bu tarihin üzerinde kabartma, sağda bir örs sol tarafta çekiç ve ikisinin arasında bir pergel bulunuyordu, beş yıl önce binanın sahibi bu şekilleri kazıtmış ve üzerini de boyatmıştır. Bu adı geçen bina: halk arasında “Papazın evi” olarak bilinir, içerisinde evin girişinde bir su kuyusu bulunur, 1946 yılından beri burada yaşayan biri olarak buranın kilise olduğuna dair bir bilgi duymadım. Köyün batısında bulunan “küçük kilise” ile “büyük kilise” karşılaştırılırsa hangisinin daha büyük olduğu da anlaşılacaktır.

Vekse’de köyün hemen alt tarafında “küçük kilise” diye tarif edilen Meryem Ana Kilisesi, büyük kilise bulunur. 19.yy kayıtlarında da mevcuttur, 1924 yılına kadar ibadethane olarak kullanılmıştır. Sonradan köy halkından Müslim Taşkın’a satılmıştır.

Köyün güneyinde hemen arkasında ki tepenin üzerinde yumuşak kayalara oyularak yapılmış ve duvarlarında renkli resimler ile ortasında papaz mahfiline bitişik taş bir masa bulunan “Hıdrellez kilisesi” küçük kilise bulunmaktadır (K.Vadisi, sh.159). Köydeki kiliselerin adlarını, D.Katkitas ile 2001 yılında Vekse’de yaptığımız görüşmede öğrenmiş bulunmaktayız. Kaynaklar neye istinaden Papazın evini “büyük kilise” olarak açıklamışlar? Bu kaynaklardan (Açıkgöz), Gesi’deki Rum Kilisesini (eski postahane) yi de Ermeni kilisesi olarak yazmıştı.

7- “Raşit Efendi Konağı”(sh.289) olarak belirtilen bina: Halk arasında “Konak” olarak bilinir. Gesi Kuzey Mahalle, Bürüngüz Caddesi üzerinde bulunan bu binanın sahibinin Halilbeyzade Mustafa Ağa’ya ait bulunduğu ve değerinin de 15.000 kuruş olduğu 1872 kayıtlarında geçmektedir (H.Cömert, Gesi Vadisi, sh.67). Halilbeyzade ailesinin asıl unvanı “Çarıklıoğlu” dur. 1731 yılı şeriye sicilinde 12.000 akçe geliri bulunan Gesi tımarının yarısına sahip olduğu yazılı olan Hasan Bey “Hasan Beğ ibni Halil Beğ” Halil Bey’in oğludur. 1811 senesinde, Çarıklı oğlu Halil Ağa’nın 100 nefer askerle orduyu Hümayuna katılması emredilmektedir. Adı geçen aile tımar sahibi olduğundan, oldukça varlıklıdır(G. V. sh.98)

8-Yapan, yaptıran ev sahiplerinin sosyal, ekonomik ve kültürel durumları yeteri kadar belirtilemediğinden, incelemeye alınan binaların asıl “kimliği” de ortaya konulamamıştır.

Yukarıda, ilgi alanıma giren hususları kendi ölçeğimde böylece belirttikten sonra, Gesi ve yöresinde bulunan mimari eserlerin, resimlerle de olsa gelecek nesillere aktarılmış olmasından dolayı memnuniyetimi arz ederim.

Hüseyin Cömert

Son Haberler

Vakfımız İletişim Bilgileri

Adres :Talatpaşa Bulvarı
            Erzurum Sokak  No:6/A.
           Posta.kodu:06230 
           Hamamönü /ANKARA
Tel   : 0 312 324 10 65
web : gesivakfi.org 

Vakfımız Hesap Bilgileri

 
TC Ziraat Bankası
Hamamönü Şubesi
Şube Kodu : 706
Hesap No   : 3429780-5002
IBAN :TR34 0001 0007 0603 4297 8050 02
 
Posta Çeki
Hesap No: 8721222
Gesi Kalkındırma ve Yardımlaşma Vakfı